Kotor Karadağ’ın oldukça küçük ve şirin bir sahil kasabası. Kasabaya Karadağ’ın başkenti Podgorica’dan iki saatlik otobüs yolculuğuyla varabiliyorsunuz. Tabi ben otostopla gezdiğim için bazen daha çabuk bazen daha yavaş varabiliyorum. Aslında Karadağ’da otostop kültürü çok fazla yok ama ben şanslıydım diyelim. Başkentten Kotor’a bir buçuk saatte geldim. Ama yine de Karadağ’da otostopu önermiyorum. Çünkü 5 saatlik bir bekleme rekorum oldu.

Kasaba aslında çok küçük ve nüfusu oldukça az. Ama fazlasıyla turistik bir yer. Bu yüzden bahar aylarının gelmesiyle birlikte şehirde hareketlenmeler başlıyor. Kotor’da bütün gezilecek yerler Old Town’da bulunuyor.

Old Town’un 3 tane kapısı var. Birincisi kasabanın girişinde sağ tarafta harabelerin yanında bulunuyor. Güney Kapısı 13. yüzyılda inşa edilmiş ve hala dimdik ayakta. Yanında küçük bir göl birikintisi var ve su alabildiğine yemyeşil.

İkincisi sahil yolundan ilerlediğinizde sağda göreceğiniz deniz kapısı. Turistler genellikle bu kapıyı kullanıyor. Kapı 1555 yılında yapılmış ve kapının üstünde Kotor’un ikinci dünya savaşından kurtulduğu tarih olan 21 Kasım 1944’ün yazılmış olması dikkat çekiyor. Üçüncü kapı ise 1540 yılında yapılmış kuzey kapısı. Kuzey kapısından girerken Škurda nehrinin üstünden geçen tarihi bir köprüyle karşılaşıyorsunuz. Nehrin yeşilliği insanı o kadar büyülüyor ki ben o insan kalabalığına rağmen 15 dakika kadar orda durup nehri izledim.

Ve en önemlisi de kafanı kaleye doğru kaldırdığında karşında muhteşem güzelliğiyle duran ‘Kayaların Leydisi’ isimli kiliseydi.

Şehrin tepesinde bulunan Kotor Kalesine çıkarken bi kaç tane küçük türbeden sonra bu kiliseyle karşılaşıyorsunuz. Kaleye doğru çıkarken 13 günlük balkanlar turumda gördüğüm tüm kaleler ve manzaraları aklıma geldi. İnsan küçük de olsa bir kıyaslama yapıyor. Ve inanın ki hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biriydi. Kaleye çıkış yolu oldukça yorucu olmasına rağmen bu manzara herşeye değerdi. Bir arkadaşımdan duyduğum kadarıyla buralarda çok fazla yılan varmış. Bu yüzden karanlık çökmeden bir an önce aşağıya inip sarayları gezmeye başlamak istiyordum. Çıkması zor ama inmesi zevkli bir yoldu tabi ki. Hoplaya zıplaya aşağı indim. ?

Ben gezerken biraz fare gibiyimdir. Olmadık yerlere girer çıkarım, talan etmediğim sokak kalmaz. Aslında bana göre bir şehri tanımanın en iyi yolu ara sokaklarında kaybolmaktan geçer. Bu yüzden kendimi sokaklarda kaybolmaya bıraktım. Ve neler keşfettiğime inanamazsınız. Bu yüzden sizlere önerim bırakın elinizden telefonu ve haritaları sonra da kaybolmaya bakın.

Öncelikle şehirdeki en önemli katedral olan 12. yüzyılda inşa edilmiş St. Tryphon Katedraline gittim. Giriş ücreti 2 euroydu ancak girmedim. Daha sonra akşam tekrar gezmeye çıktığımda içerde ayin provası yapıldığında içeriyi görme fırsatım oldu. Kadınların sesleri muhteşemdi keşke video çekebilseydim ama o an mümkün değildi malesef. Şehirde bunun dışında çok fazla kilise vardı. Bunlar Sveti Nikola Kilisesi, St Mary Kilisesi, St Luke Kilisesi, St Paul Kilisesi, St Mihailo Kilisesi, St Francis Kilisesi ve St Anne Kilisesi. Hepsi en az beşyüz yıllık kiliseler ve oldukça görkemliler.

Bunun dışında şehirde bir sürü saray var. Fakat bu saraylar öyle bildiğiniz saraylara benzemiyor. Bu saraylar bizdeki konaklara benzeyen türden. Bazıları otel olarak kullanılıyor. Bazılarının içinde insanlar yaşıyor. Hatta Grgurina Sarayı denizcilik müzesi olarak kullanılıyor.

Bunun dışında Karadağın kendi para birimi olmadığı için euro kullanıyor. Bu yüzden alışveriş biraz pahalıya gelebiliyor. Tabi ki Avrupa ülkelerinden oldukça uygun. Eski şehrin içinde hediyelik eşyalar için küçük ve şirin dükkanlar var. İçerde çok hoş şeyler bulabiliyorsunuz. Bir Kotor magneti almadan da ayrılmayınız.

Kalacak yer konusuna gelirsek ben 4U Hostelde kaldım. Eski şehrin deniz kapısından çıktıktan sonra sağ taraftan sahilden yürüyünce 10 dakikalık bir mesafede bulunuyor. Ayrıca manzarası muhteşem. Bazı odakardan görünmese de hostelin dışına çıktığınızda harika bir sahil var. Gündüz burdan atlayanları dalış yapanları gördüm. Denizin suyu da gayet temiz mutlaka denemelisiniz. Adriyatik’in sularına da girmeden dönmeyiniz. ?

Hostelde 6 kişilik odalarda bir kişi konaklama ücreti 9 euro. Ancak çok ısrar edip pazarlık yapınca 7 euro’ya düştüğünü duydum. Hostele girdikten sonra balkanlar turu yapan 3 türkle tanıştığımda onlar söylemişlerdi. Hostelde çalışan çocuk gayet sevimliydi ve o akşamki barbekü partisine davet etti bizi. O akşam farklı milletlerden insanlarla çok az dil bilmeme rağmen gayet güzel vakit geçirdim. Küçük bi oyuna katıldığımda rakı içmek zorunda kaldım ve şunu farkettim. Karadağlılar rakıyı sek ve buzsuz içiyorlar. Anlayacağınız hiç türklerin tarzı değil. Bütün iç organlarımın yandığını hatırlıyorum. Önerim giderseniz o birayı ilk önce siz bitirin. Yoksa sonu kötü oluyor. ?

Ve yazımı bitirmeden önce şunu söylemek istiyorum. Akşam olduğunda hostelin önünde sahilde oturup şehri izlerken şunu düşündüm iyi ki yola çıkmışım, iyi ki buradayım. Balkanlar turumun en güzel günüydü ve şu an en güzel gün batımını ben yaşıyorum. Size tavsiyem yollardan korkmayın yollar sizden korksun. İyi yollar,mutlu sonlar. ?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.