Gelidonya Feneri, 227 metrelik rakımıyla Türkiye’nin en yüksek konumdaki feneridir.  Adrasan ve Karaöz beldesinin ortasında bulunan bu fener, Kırlangıç Burnu ve Taşlı Burnu olarak da anılır. Burnun hemen önünde bize unutamayacağımız bir manzara sağlayan Beş Adalar’ın da hakkını yememek lazım, bu adalar bir deprem sonucu birbirlerinden ayrılmış.

Gelidonya Burnu ile önündeki bu adaların Likya coğrafyasında ve denizcilik tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Burası ters akıntılarından dolayı Antalya Körfezi’nin en tehlikeli yeridir. Burnu geçmek antik dönemde çok zordu. Akıntılar sayısız gemiyi kayalara sürüklemiş ve burasını bir sualtı mezarlığına dönüştürmüş. Bu körfezin diğer bir zor yanı ise yakınlarında bulunan Korsan Koyu, adından da anlaşılacağı gibi geçmişte korsanların mekanı olarak bilinirmiş koyun çevresinden geçen gemiler yağmalanırmış.

1960 yılında yapılan ilk bilimsel sualtı araştırması da bu bölgede gerçekleştirilmiştir. George F. Bass ve ekibinin incelediği İ.Ö.15. Yüzyıl’a ait gemi kalıntıları Bodrum Sualtı Müzesi’nde sergilenmekte.Fenerin inşaatına 1934 yılında başlanmış ve 2 yıl sonra hizmete açılmıştır.

YOL TARİFİ:

Fenere gitmenin iki yolu var. Dilerseniz Karaöz’ den arabanız ile gidebilirsiniz. Fenerin Karaöz’ e uzaklığı 8 km bu yolun 6 km lik kısmını aracınız ile geri kalan 2 km lik kısmı yürüyerek tamamlayabilirsiniz.

Fenere ulaşmanın bir diğer yolu ise yani bizim tercih ettiğimiz yol  Adrasan’ dan başlayan Likya yolunu takip etmek. Bu kısım 15 km den oluşan bir parkur. Bu yol Likya yolunun en güzel rotalarından birisine ev sahipliği yapmaktadır ancak her güzelliğin bir bedeli de vardır tabi ki eğer bu konuda profesyonel değilseniz bu yürüyüş rotası sizlere oldukça zor gelecektir.

TAVSİYELER:

Bu rotayı izleyecek arkadaşlara bir kaç tavsiyede bulunmak istiyorum daha önce böyle uzun rotalarda yürüyüş yapmadıysanız bu rotayı pek tavsiye etmem tehlikeli ve zor bir parkur ancak yanınızda tecrübeli kişiler ile bu yola çıkabilirsiniz. Bir diğer husus ayakkabı seçimi, bu parkuru kullanacak arkadaşlar ayak bileklerini koruyacak türde ayakkabı tercih etmeliler.

Yol  boyunca sadece  bir çeşme var oda Adrasan’a çok yakın, zaten yola yeni çıktığınız için su ihtiyacınız olmuyor ancak burası sonraki 13 km boyunca son su kaynağı, ne yazık ki fenere ulaştığınızda da su bulamayacaksınız bu yüzden yanınıza fazlasıyla su almalısınız.

Fener ve çevresinde telefon çekmiyor fenerde çadır kuracaksanız yakınlarınıza önceden haberdar etmelisiniz ki gereksiz bir paniğe yol açmayasınız. Mümkün oldukça Adrasan dan erken çıkmaya çalışın, biz öğleden sonra 15:00 gibi çıktık ve neredeyse fenere vardığımızda hava kararmıştı.

Bu kadar içinizi kararttıktan sonra iyi şeylerde söylemek gerekiyor, parkurun manzarası çok güzel denize paralel bir şekilde yürüyüşünüzü yapıyorsunuz,  Sulu Ada gibi Amerikan Koyu gibi eşsiz güzellikteki yerleri de bu yürüyüşünüz de görebilirsiniz.

Fenere vardığımız da biraz üzücü olan şey fener ve çevresinin iyi bakılmamış olması gönül ister ki böyle yerlerin temiz ve bakımlı olması. Orayı ziyaret eden insanlar duyarlı davranmış çevrede tuğla ve moloz atıklarından başka atık görmedik geri kalan bütün çöpler çöp kutusunda biriktirilmişti ulaşımı zor olduğundan da belediye çalışanları ayda bir kereye mahsus fenerin çevresini temizlemeye geliyorlarmış.

 

Fenerin son bekçisi Mustafa Demir, Antalya Dergisinde fener ve yaşantısına ait şunları anlatıyor;

“1942 yılında bekçi olarak başlayan dedemin 70’li yıllarda emekliye ayrılmasıyla babam devam ettirdi feneri beklemeyi. 1975 yılında gözümü fener ışığıyla açtım. Burada doğdum, büyüdüm, şimdi feneri bekliyorum. Üç kuşaktır denizcilere yol gösteriyoruz.İlk zamanlarda fener gaz yağı ile çalışıyormuş. O zamanlar feneri mecburen beklemek gerekiyormuş. Gece alevlenirmiş, tıkanırmış fener, temizlenmesi gerekirmiş. Daha sonra tüp gaz sistemine geçilmiş. Ben de bu mesleğe ilk başladığımda bu sistemi kullandım. O dönemde de fener de kalmak gerekiyordu.

2000 yılının ardından güneş enerji sistemine geçildi. Geçtiğimiz yıllarda otomatik fenerler kullanılmaya başlanınca görev yerimi değiştirdiler. Hafta da bir gün gelip fenerin genel kontrolünü yapıyorum artık. Güneş enerjili aküler kullanılıyor şimdilerde. Gündüz güneşle şarj oluyor, akşamda bu enerji kullanılıyor. Fener geceleri fotoselli sistemle yol gösteriyor denizcilere. Artık feneri bekleme işi ağır ağır bitiyor. Anlayacağınız ben bu denizin son bekleyeniyim.

Fırtına oldu mu zor oluyor burada beklemek. Gürültüden başka bir şey yok. Kapanıyorsun odanın içine ve hep ses dinliyorsun. Fırtına ürkütmüyor beni ama dingin havaları daha çok seviyorum. İnsan bu manzaraya bakınca aklına her şey geliyor. Ufka bakınca kafanda sorun da kalmıyor. Dert yok tasa yok, kafan rahat.

Likya yolu buradan geçtiği için bahar dönemlerinde geleni gideni eksik olmaz Fener’in. Çok imrenen oluyor bana. Genelde buradan geçip gidenler şehir hayatından bıkmış olmalı ki, burada yaşamak istiyor. Ben de onlara diyorum ki; güzel ama bir de burada yaşayana sor. Yalnızlık zor.”
Şuan fener binası ulusal miras olarak Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğünce koruma altında.

Fenerin çevresinde dolaşırken bir umut kapıyı açmaya çalıştım kilitliydi, bende küçük bir delikten bu eski  motosikleti gördüm ve içimden dedim ki iyi ki kapı kitliymiş, belkide kapı açık olsaydı bu güzel kareyi yakalayamayacaktım.

Fenerin hemen yanında üstü açık bir teras bulunmakta, çadırınızı oraya kurabilirsiniz.

Biz burada bir gece kamp kurduk, daha sonrasında 4 km uzaklıkta bulunan Korsan koyuna geçtik.

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here